Mardin, Mezopotamya Ovası'na bakan bir yamaca kurulmuş, taş mimarisiyle tanınan tarihî bir şehirdir. Kentin eski dokusunda evler birbirinin manzarasını kapatmayacak şekilde kademeli olarak yerleştirilmiştir; bu yerleşim düzeni Mardin'in en belirgin özelliğidir.
Şehir, yüzyıllar boyunca farklı halkların ve inançların bir arada yaşadığı bir merkez olmuştur. Süryani, Arap, Kürt ve Türk kültürlerinin izleri; camiler, kiliseler, medreseler ve manastırlar aracılığıyla kent dokusunda görülebilir. Sarı kalker taşından yapılmış cepheler, geleneksel taş işçiliğinin ince örnekleriyle bezelidir.
Kent merkezine yakın konumdaki Deyrulzafaran Manastırı, Süryani Ortodoks geleneğinin önemli merkezlerinden biridir. Eski Mardin sokaklarında yürümek, dar geçitler ve kemerli passajlar nedeniyle başlı başına bir deneyimdir; bu nedenle şehri gezmek için yeterli zaman ayırmak gerekir.
Mardin'in bulunduğu coğrafya yaz aylarında oldukça sıcaktır. İlkbahar ve sonbahar, hem gezinti hem de ovaya bakan manzaranın en berrak olduğu dönemlerdir. Yakın çevrede Midyat ve Dara Antik Kenti gibi tamamlayıcı duraklar bulunur.